17 Kasım 2008 Pazartesi

"TÜRKİYE ROTASINI ÜRETİM, YATIRIM, İHRACAT VE İSTİHDAM OLARAK ÇİZMİŞTİR"

Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye Ekonomisi ile ilgili görüşlerini bu ay yayınlanan İŞVEREN Dergisi’ne açıkladı.Türkiye ekonomisinin her geçen gün daha da iyiye gittiğini; göstergelerin yanı sıra günlük yaşamda da belirgin bir iyileşme farkedildiğini belirten Sayın Bakan, Türkiye’nin rotasını üretim, yatırım, ihracat ve istihdam olarak çizdiğini ve bu yönde kararlı adımlarla ilerlediğini belirtti.Enflasyonun ekonomi politikalarındaki kararlılık ve disiplinin de bir göstergesi olarak düşüş gösterdiğini ve bu konuda çok önemli bir başarı sağlandığını kaydeden Babacan, özel sektörün de katkısıyla enflasyonla mücadelenin sürdürüleceğini açıkladı.

İŞVEREN - Türk Ekonomisinin 2003 yılı sonbaharına girerken sergilediği görünümden memnun musunuz?

ALİ BABACAN - Geçtiğimiz on yıllara baktığımızda Türkiye’nin oldukça meşakkatli bir yoldan geldiğini görüyoruz: ekonomi ve siyasette üst üste yaşanan krizler, çözümsüzlükler, yolsuzluklar ve zaaflar sorunların birikmesine ve katmerleşmesine yol açmış; siyasetteki istikrarsızlık, ekonomiyi ve toplumsal yaşamı olumsuz etkilemiş; ciddi bir güven erozyonu oluşmuş; toplumun tümüne hakim olan ümitsizlik sağduyulu ve sağlıklı çözümlerin üretilmesini engellemiş; bunun ekonomik bir sonucu olarak da makroekonomik dengeler bozulmuş, üretim ve yatırım azalmış, yoksulluk ve işsizlik artmış. Bu manzara sadece geçtiğimiz birkaç yıl içinde değil, çok uzun süreler boyunca Türkiye’nin adeta kaderi haline gelmiş.

3 Kasım seçimleri, yoksulluğun, işsizliğin, karamsarlığın ve ümitsizliğin had safhaya çıktığı bir noktada gerçekleşti. Yıllardır bu sorunları takip eden, bu sorunlardan çeşitli boyutlarıyla mağdur olan ve bu sorunların çözümleri üzerine proje ve programlar üreten insanların biraraya geldiği bir parti olarak seçimlerden büyük bir başarıyla çıktık. Kuşkusuz bu başarı ve sevinç yalnızca partimizin değil, ayrıca oy veren ya da vermeyen toplumun tüm kesimlerinin başarı ve sevinci olmuştur. Çünkü Türkiye her şeyden önce özlemini duyduğu istikrara, tek partili bir iktidarın sağladığı güç ve iradeye sahip olabilmiştir.

“Türkiye ekonomisinin bugün sergilediği görünümden memnun musunuz” diye sorarsanız, geçmişin etkilerini gözönüne alarak memnun olmadığımı belirtirim. Zira on yıllardır üst üste biriken sorunları ne bir gecede ne de bir yılda tamamen çözmek mümkün değildir. Bunu bildiğimiz içindir ki Türk siyasetinde ciddi bir hastalık olan populizm ve populist söylem metodlarına hiç başvurmadık. Türkiye’nin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla yansıttık ve bu sorunların temelli çözümü için programlar belirledik.

Bugün geldiğimiz nokta asla varmak istediğimiz nokta değildir. Çok sevindirici, ümit verici, güven verici gelişmelere şahit oluyoruz. Siyasette sağlanan istikrar, güçlü bir iktidar ve toplumun tüm kesimlerinin gittikçe artan güveni geleceğe daha da ümitli bakmamızı sağlıyor.

Türk siyasetinde gelenek haline gelmiş bazı yöntemleri uygulamayacak olmamız, hatta bu gelenekleri tamamen silme arzumuz kalıcı çözümler üretme irademizi destekliyor. Ne seçimler için ulufe dağıtma, ne geçici rahatlamalar, ne koltuk sevdası, ne iktidar hırsı... Bunların hiçbirine prim vermeyecek bir hükümet işbaşında. Dolayısıyla sadece bugün için, sadece günü kurtarmak için değil, Türkiye’nin geleceğini, yarının nesillerinin Türkiye’sini yeniden şekillendirmek için mücadele veriyoruz.

Bu süreç mutlaka zaman alacaktır. Ancak yukarda da değindiğim gibi çok sevindirici gelişmeler de olmaktadır. İşbaşına geldiğimiz günden itibaren uygulamaya koyduğumuz ekonomik programımız, disiplinli ve kararlılık içinde yürütülen politikalarımız, yurtiçinde ve yurtdışında yeniden tesis ettiğimiz prestij ve benzeri bir çok gelişme doğru rotada olduğumuzun göstergesidir.

Türkiye ekonomisi her geçen gün daha da iyiye gitmekte, göstergelerin yanı sıra günlük yaşamda da belirgin bir iyileşme farkedilmektedir.

1 Ağustos 2003 tarihinde 5. Gözden Geçirme çalışmalarının tamamlanması ve Türkiye’nin 2004 ve 2005 yıllarına ait borç ödeme takvimini netleştirmemiz, ekonomimizde yeni bir dönüm noktası olmuştur.

ABD’den sağlanacak 8,5 milyar dolarlık kredi ekonomimizde belirgin bir rahatlama sağlamıştır.

Yüzde 20 yıllık enflasyon hedefimiz mümkün gözükmektedir.

Büyüme oranlarında mevsimsel bir düşüş yaşanmakla birlikte bu düşüşün yıllık yüzde 5 hedefimizden bir sapma beklenmemektedir.

Yüzde 6.5’luk faiz dışı fazla hedefimizde kararlılığımız devam etmektedir. Hükümetimizin gelecek yıl, yani 2004 yılı için de faiz dışı fazla hedefi yüzde 6,5 olarak öngörülmektedir.

Faizlerdeki düşüş de devam etmektedir.

Yurtdışına ihraç ettiğimiz Eurobondlarımızın ikinci el piyasalardaki fiyatları tarihsel bir artış göstermektedir.

2002 Eylül’ünde 30 yıllık dolar tahvilimizin faizi yüzde 14,1 iken bu oran bu günlerde yüzde 10,5 civarında gerçekleşmektedir.

Faiz Dışı Fazla sonuçları, reel faizlerdeki düşme ve TL’deki değerlenme sonucu kamu borç rasyosu da düşmektedir.
2001 sonu için yüzde 92 olarak gerçekleşen borç rasyosu 2002 sonunda yüzde 80 olmuştur. 2003 yılı sonu için ise yüzde 70’in altı öngörülmektedir.

Ekonomik parametrelerdeki iyileşme en iyi şekilde beklenti anketlerine yansımaktadır.

  • Tüketici Güven Endeksi artmaktadır,
  • Reel Kesim Güven Endeksi artmaktadır,
  • Enflasyon Beklentisi düşmektedir,
  • Büyüme Beklentisi yükselmektedir,
  • Faiz Beklentisi düşmektedir
  • Mali disiplin ve ekonomik programımızdan taviz vermeksizin sosyal politikalarımız da imkanlar dahilinde hayata geçirilmektedir.
Türkiye rotasını üretim, yatırım, ihracat ve istihdam olarak çizmiştir ve bu yönde kararlı adımlarla ilerlemektedir. Bu rota istikrar ve güvenle desteklenmektedir. Türkiye bölgesinde ve uluslararası platformlarda hakettiği saygın konuma ulaşmaktadır.

Bu rotadan, önümüze koyduğumuz hedeflerden vaz geçmemiz, taviz vermemiz ve erkenden zafer ilan edip rehavete kapılmamız mümkün değildir. Türkiye’nin katetmesi gereken daha uzunca bir yol vardır. Biz sabırla, inatla, kararlılıkla bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Yurt içinden ve yurtdışından bize duyulan güveni sarsmayacağız ve Türkiye’yi özlediği yarınlara ulaştıracağız.

Dolayısıyla bugünlerde sevinçle izlediğimiz olumlu gelişmeler sadece bir başlangıçtır. İstikrar, kararlılık ve güven Türkiye’de işverenlerimiz, sanayicilerimiz, tüccarlarımız, çalışanlarımız için daha aydınlık, daha müreffeh, daha demokratik ve daha kalkınmış bir Türkiye’nin oluşmasını sağlayacaktır.

İŞVEREN - Yıl sonu için enflasyon ve büyüme tahminlerinizi öğrenebilir miyiz?

ALİ BABACAN - Hükümetimizin Ekonomik programında Yıllık enflasyon hedefi yüzde 20, büyüme hedefi ise yüzde 5 olarak belirlenmiştir.

Enflasyonda yıllar sonra oldukça olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Enflasyon 18 yıl sonra ilk kez eksi oranla tanışmış, Cumhuriyet tarihinde ilk kez TEFE ve TÜFE aynı anda ve art arda negatif çıkmıştır. Yıl sonu hedefimizi tutturmamız oldukça kolay görünmektedir. Hatta enflasyonun yüzde 20 hedefinin altında çıkması bile mümkün görünmektedir.

Enflasyondaki düşüş ekonomi politikalarımızdaki kararlılık ve disiplinin de bir göstergesidir. Ekonomi politikalarımızın en önemli unsuru olan Enflasyonla Mücadelede çok önemli bir başarı sağlanmıştır. Şimdi önemli olan bu başarının devamıdır. Özel sektörün de katkısıyla enflasyonla mücadele sürdürülecektir.

Enflasyondaki düşüşün doğal bir sonucu olarak Türkiye bugün artık yeni bir para birimini konuşur hale gelmiştir. Yıllardır bir rüyadan öteye geçemeyen paradan sıfır atma operasyonunu son iki aydır Merkez Bankamızla sık sık istişare ediyoruz. Bu konu 2004 bütçesiyle ilgili olarak bir ön çalışma gerektirmektedir. 2005 yılında yeni para birimine geçilip geçilmeyeceği Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı’nın çalışmaları neticesinde belirlenecek ve kamuoyuna zamanı gelince duyurulacaktır.

Büyüme hedefimizde de bir sapma sözkonusu değildir. Son aylardaki mevsimsel düşüşlere rağmen yüzde 5 olarak belirlediğimiz büyüme hedefini aşabileceğimizi tahmin ediyorum.

İŞVEREN - Önümüzdeki dönemde, ekonomik açıdan karşılaşabileceğimiz olumlu ve olumsuz gelişmeler neler olabilir?

ALİ BABACAN - Yaklaşık 11 aydır sürdürdüğümüz politikaların bir sonucu olarak göstergelerde oldukça önemli ve sevindirici seviyeleri yakalamış durumdayız. Ekonomide istikrarın vazgeçilmez unsuru olan güven yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da sağlanmış durumdadır ve Türkiye saygınlığını yeniden elde etmektedir. Bu olumlu seyir mutlaka devam edecektir. Bu aşamadan itibaren makroekonomik göstergelerdeki iyileşmeyi kalıcı kılmak ve yeni sevindirici gelişmelere şahit olmanın yanısıra göstergelerin günlük yaşama yansıması da artacaktır. Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat artacak, toplumun tüm kesimleri belirgin şekilde olumlu gelişmeleri hissedecektir.

Ben Türkiye’nin olumsuz senaryolardan artık uzak kalması inancındayım. Kuşkusuz bu inancımız bizi eleştirilere kulak tıkamaya, tedbirsizliğe, rehavete sevketmeyecektir. Ancak Türkiye doğru yoldadır, olumlu bir süreçtedir ve bu süreç de kesinlikle kalıcıdır.

İŞVEREN - Son olarak, IMF ile ilişkilerimiz ve geleceği konusundaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

ALİ BABACAN - IMF ile ilişkilerimiz konusunda bazı kesimler tarafından yapılan eleştirilerin bilgi eksikliği nedeniyle sağlıklı bir zemine oturmadığı inancındayım.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, IMF ile bir borç ilişkisi içinde olmak bir ülke için hastalıklı bir durumdur. Hiç kimsenin böyle bir durumdan hoşnut olması mümkün değildir. Ancak böyle bir durum da belli bir sürecin sonucudur. Türkiye’nin hedefi en kısa zamanda bu borç ilişkisinden kurtularak doğal yollardan ve düşük faizlerle borçlanma metodlarına ulaşabilmesidir. Bunun için bir takvim vermek şimdilik mümkün değil. Ama hedefimiz budur. Bu hedefi gerçekleştirdiğimiz zaman IMF ile ilişkilerimiz de, kurucusu olduğumuz uluslararası bir kuruluşun her ülkede yaptığı gibi ülkemizi izlemesi ve rapor yazması boyutunda kalacaktır.

Hiç yorum yok: